Son Dakika
GÖZTEPE’NİN DOĞRULARI

GÖZTEPE’NİN DOĞRULARI

Taraflı tarafsız herkeste soru işaretleri yaratan, doğal olarak endişelendiren ve maalesef kötü tabloları aleyhte kullanmak için fırsat kollayan kimseleri gün yüzüne çıkaran bir hafta geçirmiştik. Göz göre göre puan ve puanların elimizden kayıp gidişi kara bulutları üzerimize çekmiş, haklı/haksız eleştiri yağmuruna maruz kalmıştık. Oyuncu grubu ve bilhassa kenar yönetim bu tip durumlardan sonra hemen bir sonraki maçın oynanmasını bekler. Bir sonraki maç bu tip durumlarda bir nevi güvenoyu yoklaması anlamına gelir. Günlük sonuçların geleceği tayin ettiği günümüz futbol ikliminde kötü havayı ancak net bir galibiyet dağıtır. Fakat milli aranın tam bu zamanda fikstürde belirmesi, kenar yönetimin bu avantajı kullanamamasına neden olacaktı. Bu ara aynı zamanda çatlak, güvensiz ve karamsar sesler ile takımı başbaşa bıraktı. Yapılan hata ya da yaşanan şanssız bir iş kazası hemen telafi edildiğinde olumlu sonuçlar doğurur. İş takibi, sorumluluk, odaklanma kabiliyeti gibi kişisel özelliklerin ortaya çıkması için daha doğru bir zaman yoktur. Dolayısıyla stres altında karar alma ve daha da önemlisi bu kararı uygulatabilme yetisine olan ihtiyaç son raddededir. Bunu ana fikir olarak alıp, buradan yola çıkarsak; Kayserispor maçı bizim için normal bir lig karşılaşması veya salt 3 puan mücadelesi değildi. Galip gelmek elbette başlı başına amacın kendisi fakat süreç bizi diğer bu özelliklerimizi de sınayacak bir noktaya getirmişti. Bu açıdan Kayserispor maçı ligin geri kalanı ve oyuncu grubu ile kenar yönetimin geleceği ile fikirlerimizi netleştirmesi konusunda da yardımcı olacaktı. Bu denli ince çizgide maça çıkıyorduk.

Sezon başından bu yana, değişen kenar yönetim sebebiyle oynamak istediğimiz oyunu anlamaya ve yorumlamaya çalışıyoruz. Eldeki yenilenen kadronun yapıp/yapamayacakları ve yapabilecek durumda olmasına rağmen çeşitli sebeplerle yapamıyor olduğumuz şeyleri görmeye çalışıyoruz. Oyuna hükmetmeye çalışan, daima oyun içinde kalarak oyunu güzelleştirmeye çalışan bir takım yaratmak istediğimiz ortada. Bunun için de bazı temel futbol gerçeklerinden söz ettik hep. Kayseri maçını bu temel futbol gerçekleri üzerinden konuşmak gerekirse; katiyen geçit vermeyen bir savunmadan söze başlamak gerekir. Hepimizin geçen sene içeride oynadığımız Başakşehir maçı hafızalarındadır. Trabzon maçı dahil olmak olarak Başakşehir karşılaşmasına kadar oynadığımız 4 maçtan 3 puanla ayrılan bir Göztepe vardı geçen sene bu zamanlarda. Rakibi abluka altına alan, beklerinden asist katkısı alan, zaman zaman 5 ofansif oyuncuyla aynı anda oynayan bir Göztepe. Fakat attığı kadar yiyen, rakip kaleye gittiği gibi uzun topla kontraya yakalanan, son 15 dakikalarda mutlaka gol yiyen bir Göztepe aynı zamanda. Ve kişisel olarak ilk sezondan yaşamamız olası Avrupa rüyasından erken uyandığım bir Başakşehir maçıyla karşı karşıya kalmıştık geçen sene bu zamanlar. İlk yarıda üst üste yediğimiz 2 golden sonra zaman zaman 70’e 30 topla oynama oranını yakalamamıza rağmen rakip kaleye gidemediğimiz o maç bize bugün oluşturulmak istenen Göztepe’yi anımsattı. Kayseri maçında bu defa rakiple rolleri değişmiştik. Kayseri’ye topu verdik evet, fakat öyle bir kapandık ki Kayseri aldığı o topla yalnızca yan top yaptı. Bazen çaresizce uzun attı ama katiyen pozisyon bulamadı. Kat kat kademeli bir geri 4’lü ve orta alanı Castro ve Borges ile parselleyen, Alpaslan ile kelepçeleyen bir savunma anlayışı bize galibiyeti getiren ana faktördü. Bu sayede rakibi hücum anlamında çaresiz bıraktık. Geçen seneki Göztepe, içeride Alanya ve Osmanlı kazalarını yaşadı ama bu seneki Göztepe kendini “savunma” ile geçen seneki kimliğinden ayırdı. Hedeflediğimiz üst sınıf takım grubuna ancak böyle bir futbol gerçeğini uygulayabilirsek gireriz, bunu uygulayarak tecrübe etmemiz çok sevindirici.

Gol yemediğimiz her dakika direncimiz daha da arttı ve orta saha etkinliğimiz kuvvetlendi. Aldığı futbol eğitiminin farklı olduğunu duruşuyla dahi hissettiren Borges’in kattığı oyun farklılıklarını

görmemek mümkün değildi. Topu aldığı gibi kafasını kaldırmasıyla oyunun yönünü değiştiren Borges, topu orta sahada eveleyip gevelemeden Yasin’le buluşturmamızı sağladı çok kez. Yasin’in çarprazına katılan Jerome ve Halil’le pozisyon üstüne pozisyon bulduk. Değerlendirdik/değerlendiremedik ayrı bir konu fakat topu önde tuttuğumuz süre o kadar çoktu ki, geride aktif dinlenme fırsatı bulan savunmamız tüm maç boyunca diri kaldı. Bu noktada değinmemiz gereken bir konu var. İyi futbolcu iyi takımdaşla belli olur derler. Hırsı ve pozitifliği ile “özlediğimiz kadar varmış” dediğimiz Castro arkadaşlarına hücumda boş alan açan jokerdi adeta. Orta alanda, sahip olduğu dar bölge içerisinde gerçekleştirdiği anlık hareketlenmelerle alanı Borges’in adeta kullanımına açtı. Biz de bu sayede Borges’in Güney Amerika esintilerine tanıklık etmiş olduk. Castro’yu sınırlandırmadığımız her maçta biz bu katkıyı kendisinden alacağız. Sol/sağ iç, tek yönlü 8 gibi pozisyonlarda kısıtlanan Castro’dan alacağımız verim kısıtlı olacağı gibi rakip tarafından da tahmin edilebilir bir oyuncu konumuna sokacaktır onu. Bırakalım Castro’yu sahada gezsin ve bizim jokerimiz olsun. Zaten onun gibi iş ahlakı yüksek biri çift yönlü sorumluk alacak ve daima oyun içinde kalacaktır.

 

İlk 4 haftanın aksine uygulamada değişiklik gösterdiğimiz bir husus daha dikkati çekti. Alpaslan’ın 6’ya tekrar monte edilmesinden sonra, topu savunmadan ön libero aracılığıyla çıkarmamayı tercih ettik. Kaleci vuruşu esnasında beklerimiz orta çizgiye kadar çıktı ve stoperlerimiz neredeyse ceza yayı köşelerine kadar açıldı. Aslında golü bulana kadar oyunu kuramıyor görüntüdeydik ve golü bulmadan önce mecburen Alpaslan’ı liberoya çekmek durumunda kaldığımız anlar oldu. Titi istasyonuyla uzun top ile açılmamızın işe yaraması için tek çaremiz var; döneni toplamak. Alpaslan kadar orta alana hükmedecek bir rakibin olmayışı kenar yönetimimizi bu karara itmiş olabilir düşüncesindeyim. Kötü senaryoda döneni toplayamadığımızı düşünürsek, canlı beklerimiz sayesinde orta alanda topu tekrar kazanıp, rakip savunma oturamadan hücuma hızlı çıkabiliriz. Bu karar bize önde basan rakipler karşısında avantaj sağlayabilir, bu uygulamayı sonraki maçlarda da ara ara göreceğimizi düşünüyorum.

 

Bu karşılaşma bize çok şey gösterdi. Öncelikle oyuncu grubumuz “alınan kötü sonuçlar bizim doğamızı yansıtmıyor” dedi. Kalite er geç ortaya çıkar. İçinde bulunulan durumdan ve rakipten bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken bir kadroya sahip olduğumuz gerçeğinin farkına vardık. Basit tabirle bu takım isterse her takımı yener diyebiliriz. Sahaya doğru serpiştirildiği takdirde sonuç vermemesi imkansız bir oyuncu grubu söz konusu. Futbol bilgisi üst düzey oyunculardan kurulu bu takım farklı oyunları maç içerisinde oynayabilecek yetkinliğe sahip. Görsel açıdan taraftar, mesleki açıdan kenar yönetim oldukça şanslı. Bu maçın bize gösterdiği bir diğer durum belki de hazırlanıştır. Stres seviyesi en üst düzeyde, karar almanın bu denli zorlaştığı zamanlarda takımın verdiği bu reaksiyonda mutlaka kenar yönetimin payı var. 2 hafta boyunca gerçekleştirilen psikolojik yönlendirme sonuçlarını maçın ilk dakikasından itibaren gösterdi. Rüzgarlı havada gemi limana güvenli bir şekilde varmış oldu. Oyun olarak, reaksiyon olarak, potansiyel olarak değerlendirildiğinde korkulu rüya görmeden bu kuluçka sezonuna devam edeceğiz düşüncesi herkeste tekrar kuvvetlendi. Şimdi, tekrar kazandığımız bu psikolojik avantajın bize seri olarak ya da en azından ilk deplasman puanı olarak dönmesini beklemek hayalcilik değil. Çünkü yalnızca futbol olarak değil her açıdan doğruları biliyor ve uyguluyoruz. Yolumuz doğru.

 

 

 

Göztepeliler.com

Tayanç Üşümezgezer

Yorumlar (2)

  • Efe.goztepee
    Gerçekten çok güzel yazılmış çok güzel bir yazı #GöztepemizAvrupaya
  • 1925
    Doğru

Yorum Yaz