Son Dakika
  • Göztepe golü unuttu
    Spor Toto Süper Lig'de evinde Bursaspor ile 0-0 berabere kalan Göztepe galibiyet hasretini 5 karşılaşmaya çıkarırken, son 4 müsabakada ise gol sevinci dahi yaşayamadı.
  • Göztepe’de ültimatom
    Süper Lig’de kötü gidişi Bursaspor ile berabere kalarak sürdüren Göz- Göz’de sarı-kırmızılı taraftarlar futbolcuları yuhaladı. Yalı Taraftar Grubu da bir bildiri yayınlayıp oyuncuları suçlarken çok sert uyarılarda bulundu
  • Altyapıda Günün Sonuçları
    U17 ve U19 Takımlarımız liglerinin 16. haftasında Bursaspor'a konuk oldu.
  • Kemal Özdeş: Göztepe ülkemizi Avrupa'da temsil etmeli
    Teknik Direktörümüz Kemal Özdeş 0-0 sona eren Bursaspor karşılaşmasının ardından değerlendirmelerde bulundu.
  • Göztepe - Bursaspor karşılaşmasının fotoğraflı hikayesi
    Spor Toto Süper Lig'in 16. haftası açılış maçında Göztepe ile Bursaspor 0-0 berabere kaldı. İşte maç öncesi ve sonrası...
  • Kemal Özdeş, Göztepe'de beraberlikle başladı
    Spor Toto Süper Lig'in 16. haftasında konuk ettiği Bursaspor'la golsüz berabere kalan Göztepe, bu sezon ilk beraberliğini aldı.
  • Bursaspor Maçına Hazırız
    Spor Toto Süper Lig'in 16. haftasında Bursaspor ile karşılaşacak olan Göztepe'miz bugün gerçekleşen antrenman ile hazırlıklarını tamamladı.
  • HALİL TARİHE GEÇİYOR
    Taraftarların, "Göztepe'nin çocuğu" diyerek neredeyse her maçta tribünlere çağırdığı Halil Akbunar, sarıkırmızılı kulüpte tarih yazıyor.
  • HALİL TARİHE GEÇİYOR
    Taraftarların, "Göztepe'nin çocuğu" diyerek neredeyse her maçta tribünlere çağırdığı Halil Akbunar, sarıkırmızılı kulüpte tarih yazıyor.
  • Göztepe'mizde Bursaspor Hazırlıkları Sürüyor
    Cuma günü Bursaspor'u konuk edecek olan Göztepe'miz bugün gerçekleşen antrenman ile hazırlıklarını sürdürdü.
GÖZTEPE’NİN VADETTİKLERİ

GÖZTEPE’NİN VADETTİKLERİ

Alınan skora rağmen oynanan oyun açısından tatmin etmeyen bir Rize maçından sonra çıkılacak Erzurum deplasmanının önemini vurgulayanların sayısı az değildi. Takım için sezonun bundan sonrasının sinyallerini değil bizzat geleceğinin belirleneceği bir maç niteliğinde olan Erzurum deplasmanından mağlubiyet ile geri dönmek şüphesiz hayal kırıklığıydı. Böylece en azından ligin ilk devresinin sonuna rölantide gireceğimiz kesinleşti. Henüz ligin üçte biri geçilirken, ulusal maç aralarına birden fazla kez mağlubiyet almış olarak girmenin elbette psikolojik bir sonucu olacaktı. Bu psikolojik etkenlerin baskısı altında, ligin en organize takımına karşı oynanacak karşılaşma öncesi endişeler bu yüzden de yüksekti. Bu muhtemel özgüven eksikliğinin üstüne beceriksizlik de eklenince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Şimdi daha can yakıcı bir ince çizgideyiz. Ligin üst sıralarına oynama hakkından feragat etmenin yanı sıra, alt sıralara meyleden bir görüntü içerisinde olmak, uzun vadede baskısı bol camialarda daha ciddi tehlikelere yol açabilir. Bana kalırsa ligin ilk yarısına kadarki macerayı artık bu pencereden izlemek gerçekçilik olacaktır.

Öncelikle karşımızda geçen seneki hüviyetini muhafaza eden bir Başakşehir vardı diyerek saha içini konuşmaya başlayalım. Bir önceki sezon başında ve ortasında gerçekleştirdiği kalburüstü transferleri tekrarlamak yerine, var olan kadrosunu koruyan, yedek kulübesinden daha fazla yararlanma niyetinde olan Başakşehir oyun anlamında alıştığımız anlayışını maçın daha ilk dakikasından itibaren göstermeye başladı. Bir futbol müsabakasını izlerken en zevk alınan durum sanıyorum, saha içinde bir değil birden fazla planı olan, maçın genelinde seyircilere bu planlardan en az üçünü-dördünü sunabilen takımlara tanık olmaktır. Artık klişeleşen sahayı parçalara bölerek oynama olgusunu teoriden çıkarıp pratiğe döken bir takımlara canlı şahit olmak Türkiye Süper Ligi standartlarında oldukça lüks. Bu lüksü bu ülkede seyircilere ulaşılabilir kılan bir takım olan Başakşehir karşısında oynarken, iyi performanstan daha fazlasına ihtiyacı oluyor rakip takımların. Bizim de buna ihtiyacımız vardı. Ama performansı bir kenarı koyalım, beceriksizlik özelliğimiz de ön plana çıkınca; maçın sonucunda oluşan skor kimse için sürpriz olmamalıydı. Transfer döneminde Göztepe olarak biz boşta olan veya Türkiye’ye gelmeye sıcak bakan oyuncu grubundan bir kadro planlaması içine giriyorken, uzun zamandır hedefe yönelik yapılanması ve bütçe rahatlığı bakımından kadro planlamasına göre oyuncu transferini yapan Başakşehir Kulübü’nün saha içi baskınlığını anlamak kolaylaşıyor elbette.

Sene başından beri oynamak istediğimiz oyun yalnız ve yalnız bir tane. Akhisar deplasmanında 88 dakika mağlup durumdayken de aynı oyunu oynuyoruz, Beşiktaş karşısında 2-0 öndeyken de. Bu oyunun bize ancak ve ancak rüzgar arkamızdayken yararlı olacağı artık kaç defa denendi ve görüldü ben sayamadım. Her zaman maçın başında öne geçemeyebiliriz, her zaman rakip bizden önce yorulmayabilir, her zaman 18’e girememize rağmen gol bulamayabiliriz. Her takımın alternatif oyun planları üretmeye mecburiyeti vardır. Bırakalım her takımı her şeyden önce Göztepe’nin, hele ki süper ligde boy gösteren Göztepe’nin en az 5-6 farklı planı olmak zorundadır. Oyun planından kasıt, oyuncuların yerlerini değiştirmek veya hangi oyuncunun kaç dakika görev alacağını belirlemek değil, verim alınamayan anlarda oyuncuya göre bile oyun şekillendirebilmektir. Somut örnek mi verelim? Oyunu her maç 90 dakika göbekten kurup kanada taşıdıktan sonra 15 tane bel hizasında orta açmak gol getirmiyorsa ve buna çare bulamıyorsan, utanmadan topu liberodan rakip ceza yayına şişirmek de bir oyun planıdır. Futbolda önemli olan unsurlardan biri oyun kalitesidir kabul ama skor bulmak, üstünlük sağlamak ana amaç değil mi? Yakışıklı oynamak güzel ama skor almak çok daha güzel değil mi? Skor almak bir tecrübenin ürünüdür.

Kadro derinliğimizin yetersizliği lig devam ettikçe belirginleşmeye başladı. Tek oyun planı kanattan ilerlemek olan bir oyuncu grubunda -Yalçın ve Tayfur’u aldıkları süre bakımından saymazsak- 2 saf kanadın olması bize maç içinde oyuncu hamlesi imkanı tanımıyor. Formsuz bir 11 oyuncusunun oyundan düşmesi sonucunda, oyun planımızdan da ödün vermediğimizi düşünürsek, saha içindeki etkinliğimiz kendini tekrarlayan bozuk plaktan farksız oluyor. Maçın 50-60 dakikasını rakip sahada geçirip golü bulamayan takımın üstüne çöken umutsuzluk hali de, yorgunluk ve formsuzluk ile birleşince Pazartesi günkü karşılaşma gibi karşılaşmalar hem takımı hem taraftarı yıpratıyor. Maçtan eve dönerken sanıyorum tüm Göztepelilerdeki bitkin halin tek sebebi 2-0’lık skor değildi. Sakız gibi uzayan pozisyonlar, kopya kağıdı ile çoğaltılmış bel hizasını aşmayan ve rakip savunmadan dönen ortalar biz tribündekileri adeta bezdirdi. Oysa yenilen penaltı golünden sonraki 10 dakikada bir gol bulabilseydik, yalnızca rüzgarı arkamızda hissettiğimizde işe yarayan oyun planımız bize 2. golü de attırabilirdi. O sihirli golü bulamadıkça oyun stattaki herkes için çekilmez bir hal aldı.

Şimdi ilk devrenin sonuna oldukça yaklaştığımız şu haftalardaki tek amacımız toplayabildiğimiz kadar puan toplamak. Rüyalardan gerçekliğimize uyandık. 13 haftada toplanılan 18 puanın yetersiz olduğu ortadayken, önümüzdeki deplasmanlardan alınacak 1 puan bizim için yakışıklı oyundan çok daha önemli. Belki çoğu kişiye uzakta gelen kötü ihtimallere çok da uzak olmadığımızı söylemek istiyorum. Önümüzdeki fikstür düşünüldüğünde Göztepe’nin ihtiyacı olan en önemli şeyin tecrübe olduğu fikrindeyim. 12.-13. Haftalarda kaybedilen puanların geri dönüşleri 28.-29. Haftalarda olur. O haftalar da Türkiye Ligi’nin hali vahşi batıdan beter olur. Gelecek sezona başlayacağımız şartlar düşünüldüğünde Göztepe’nin riske atacağı tek bir haftası dahi yoktur. Şu an ihtiyacımız olan tecrübeyi sağlayacak unsurların kulüpte hali hazırda çokça olduğunu biliyorum. Şu sıralarda yapılacak müdahaleler vahşi batı şartlarında hayatta kalmamızı sağlar. Ligin sonundaki tablo, önümüzdeki haftadan itibaren boyanmaya başlayacak. Tablolar usta ressamların elinden çıkar. Soğukkanlılık, sağduyu ve tecrübe ile gemi limana yanaştırılacaktır.

 

 

 

TAYANÇ ÜŞÜMEZGEZER

Yorumlar (0)

Yorum Yaz